Ahmet Muratlı
Ahmet Muratlı

Türkiye–Irak İlişkileri: Komşuluk Yetmez, Stratejik İrade Şart

Yayınlanma: 17 Şubat 2026

Türkiye–Irak İlişkileri: Komşuluk Yetmez, Stratejik İrade Şart

Ortadoğu’da bazı ilişkiler vardır ki, “komşuluk” kelimesi onları tarif etmeye yetmez. Türkiye ile Irak arasındaki ilişki de bunlardan biridir. Bu bağ, yalnızca sınır paylaşımına değil; ortak coğrafyaya, iç içe geçmiş güvenlik alanlarına, müşterek ekonomik havzalara ve tarihsel sürekliliğe dayanır. Dolayısıyla mesele, iki ülkenin iyi geçinip geçinmemesi değil; birlikte istikrar üretip üretemeyeceğidir.

Ortadoğu’da bazı ilişkiler vardır ki, “komşuluk” kelimesi onları tarif etmeye yetmez. Türkiye ile Irak arasındaki ilişki de bunlardan biridir. Bu bağ, yalnızca sınır paylaşımına değil; ortak coğrafyaya, iç içe geçmiş güvenlik alanlarına, müşterek ekonomik havzalara ve tarihsel sürekliliğe dayanır. Dolayısıyla mesele, iki ülkenin iyi geçinip geçinmemesi değil; birlikte istikrar üretip üretemeyeceğidir.

Irak bugün kritik bir kavşaktadır. Uzun yıllardır kriz idaresiyle ayakta kalan siyasal yapı, artık bu yükü taşımakta zorlanmaktadır. Güvenlik açıkları, ekonomik kırılganlıklar ve dış etkilenmelere açıklık, Irak’ı edilgen bir aktör hâline getirmiştir. Bu noktada ihtiyaç duyulan şey, geçici denge arayışları değil; açık bir stratejik tasavvur ve kararlı bir devlet iradesidir. Türkiye ile ilişkiler, tam da bu bağlamda yeniden düşünülmelidir.

Türkiye, Irak için basit bir “kuzey komşusu” değildir. NATO üyesi, Avrupa ile entegre, üretim kapasitesi yüksek ve savunma sanayiinde hızla ilerleyen bir bölgesel güçtür. Irak açısından Türkiye ile derinleşen bir ilişki, bir eksene mahkûm olmak anlamına gelmez; aksine, Irak’ın manevra alanını genişleten bir denge unsurudur. Devletler, tek bir merkeze yaslanarak değil, akılcı ortaklıklarla güçlenir.

İlişkinin en hassas başlıklarından biri su meselesidir. Dicle ve Fırat, teknik birer kaynak değil; ortak kaderi belirleyen hayat damarlarıdır. Bu dosyayı dönemsel gerilimlerle yönetmek mümkün değildir. Kalıcı çözüm, uzun vadeli planlama, karşılıklı ihtiyaçları gözeten müzakere ve ortak projelerden geçer. Türkiye’nin teknik birikimi ile Irak’ın tarımsal potansiyeli birleştiğinde, su bir ihtilaf başlığı olmaktan çıkıp istikrar üreten bir zemine dönüşebilir.

Irak’ın kuzeyi meselesi de aynı gerçekliğin parçasıdır. Ne Türkiye sınırlarında sürekli bir tehdit ortamını kabullenebilir, ne de Irak topraklarının kronik bir çatışma alanına dönüşmesine razı olabilir. Çözüm, inkâr ya da sertlikte değil; kurumsallaşmış güvenlik işbirliğinde, karşılıklı hassasiyetleri gözeten mekanizmalardadır. Güvenlik yalnızca askerî tedbirlerle değil; meşruiyet, düzen ve kalkınma ile sağlanır.

Ekonomi ise bu ilişkinin omurgasını oluşturur. “Kalkınma Yolu” projesi, Irak için sadece bir ulaştırma hattı değil; ülkenin bölgesel sistemdeki yerini yeniden tanımlama fırsatıdır. Irak, bu hat sayesinde sadece petrol ihraç eden bir ülke olmaktan çıkıp, Asya ile Avrupa arasında stratejik bir geçiş merkezine dönüşebilir. Türkiye’nin lojistik altyapısı ve pazar erişimi, bu hedefin gerçekleşmesinde kilit rol oynar. Bu entegrasyon, her iki taraf için de maslahat üretir.

Savunma ve güvenlik alanındaki işbirliği de bağımlılık olarak değil, kapasite artırımı olarak okunmalıdır. Türkiye ile yapılacak teknik ve kurumsal işbirliği, Irak’ın dış politikada daha dengeli ve özgüvenli hareket etmesini sağlar. Devlet aklı, seçenekleri daraltmak değil; çoğaltmakla güçlenir.

Son tahlilde Türkiye–Irak ilişkileri, duygusal sloganlarla değil; soğukkanlı bir jeopolitik muhakeme ile ele alınmalıdır. Bu ilişki ne bir lütuf ne de tâbiyettir. Bu ilişki, iki devletin de istikrarı ve bekasıyla doğrudan bağlantılı stratejik bir imkândır. Komşuluk zaten vardır. Asıl mesele, bu komşuluğu stratejik bir iradeye dönüştürebilmektir.

Yorum Yazın