Telafer Hafızasını Korumak: Mahir Nakip’in Tanıklığı-2
Bir halkın hafızası sadece büyük siyasi kırılmalarla değil, küçük hayatlarla ayakta kalır. Devletler yıkılır, sınırlar değişir; ama asıl kayıp, yaşananların kayda geçmediği yerde başlar. Telafer Türkmenlerinin son yirmi yılı, tam da böyle bir hafıza kaybı riskiyle karşı karşıya kaldı.
Mahir Nakip’in eserlerini bu noktada değerli kılan şey, onun bir “olayı” değil, bir toplumu anlatmasıdır. Muhacir Kuşlar başta olmak üzere çalışmaları, Telafer’i tek bir felaket anına indirgemez. Sürekliliği, birikimi ve kuşaktan kuşağa taşınan travmayı görünür kılar.
Bu kitaplar akademik metinler değildir; ama akademinin çoğu zaman ulaşamadığı alanlara girer. Çünkü tanıklık vardır, hafıza vardır, suskunluk vardır. Anlatılan her hikâye, “olan biten buydu” demekten çok, “biz bunu yaşadık” deme cesaretidir.
Bugün Ortadoğu’ya dair pek çok analiz, büyük aktörler üzerinden kuruluyor. Oysa bu büyük anlatılar, yerel hafıza ile desteklenmediğinde eksik kalır. Mahir Nakip’in yaptığı tam olarak budur: Telafer’i, bir başlık olmaktan çıkarıp bir insanlık meselesi hâline getirmek.
Bu tür eserler, sadece geçmişi kayda geçirmez; geleceğe de sorumluluk yükler. Çünkü unutulan her hikâye, yarın aynı acıların yeniden yaşanmasına davetiye çıkarır. Telafer’in hafızasını korumak, sadece Türkmenlerin değil, bu coğrafyada yaşayan herkesin ortak meselesidir.
Bu nedenle Mahir Nakip’in çalışmaları, edebî bir çabanın ötesinde, tarihsel bir görev olarak okunmalıdır.
Yorum Yazın