Irak Siyaseti Tam Tur Attı mı, Yoksa Aynı Yerde mi Dönüyor?
Siyaset teorisyenleri, iktidarın nasıl el değiştirdiğini anlamak için yüzyıllardır döngülerden söz eder. Platon, yönetim biçimlerinin dairesel olarak tekrar ettiğini savunur. Machiavelli ise bu sürecin sarmal biçimde ilerlediğini; benzer noktaya dönülse bile aynı yerde kalınmadığını söyler. Irak siyasetine bakınca insan ister istemez şunu soruyor: Bu bir döngü mü, yoksa yerinde sayan bir kısır döngü mü?
Aradan on iki yıl geçtikten sonra Nuri el-Maliki’nin yeniden başbakanlık için gündeme gelmesi, Irak siyasetinin kendini nasıl yeniden ürettiğini gösteren çarpıcı bir örnek. Değişen anayasa maddeleri, yenilenen seçim sistemleri, farklı isimlerle kurulan ittifaklar… Hepsi var. Ama sonuçta sahneye çıkan aktörler yine aynı.
Uzlaşma mı, Dayatma mı?
Koordinasyon Çerçevesi içinde Maliki ismi etrafında oluşan mutabakat, ilk bakışta “uzlaşma” gibi sunuluyor. Ancak bu uzlaşmanın ulusal kabul üretip üretmediği ciddi bir soru işareti. Nitekim bu noktada itirazlar doğrudan liderlerden değil, onların çevrelerinden yükseliyor. Bu da Irak siyasetinde sıkça gördüğümüz bir tabloyu teyit ediyor:
Başbakan Muhammed Şia Sudani’nin adaylıktan çekilmesi ise iki farklı şekilde okunabilir. Bir kesim bunu siyasi fedakârlık olarak görüyor. Diğerleri ise bunun, ikinci dönem ihtimalinin fiilen ortadan kalktığını gören bir liderin yaptığı akıllı bir manevra olduğunu düşünüyor. Hangisi olursa olsun, Sudani–Maliki yakınlaşması Irak’ta “başbakan bir kez olur” şeklinde oluşmaya başlayan geleneği de fiilen bozmuş durumda.
Sessiz Retler, Yüksek Duvarlar
Maliki’nin dönüşüne karşı açık bir “hayır” yok; ama güçlü bir sessiz direnç var. Necef’teki dini merciin adının bu sürece karıştırılmasına verilen net tepki, bu sessizliğin en önemli işaretlerinden biri. Ali Sistani’nin ofisi, başbakan seçiminin dini referanslara bağlanmasına kapıyı kesin biçimde kapattı.
Diğer yandan Mukteda Sadr’ın siyasetten tamamen çekilmesi, Maliki’yi güçlü bir rakipten kurtarmış gibi görünse de, bu durum aslında yeni bir risk alanı yaratıyor:
Bölgesel ve Uluslararası Denklem Değişti
Bugün 2026’dayız ve 2014 değil. O dönem Irak–Suriye sınırı, silahlı araçlarla geçen DEAŞ tehdidiyle anılıyordu. Bugün ise sınırı geçenler daha çok dosyalar, tutuklular ve diplomatik mesajlar. Şam’da artık Beşar Esad yok; İran’ın Suriye üzerindeki etkisi de geçmişe kıyasla sınırlı.
İran açısından bakıldığında tablo daha da dikkat çekici. Tahran’ın bölgesel nüfuzu daralıyor ve neredeyse tek sağlam dayanak noktası olarak Bağdat kalmış durumda. Buna karşılık Washington, askeri varlığını azaltırken siyasi nüfuzunu artırma yolunda. Donald Trump yönetiminin özel temsilcileri, Irak’ta özellikle silahlı grupların denetimi ve İran’ın ekonomik nüfuzu dosyalarını masaya koymuş durumda.
Maliki: Kriz Adamı mı, Çözüm Adamı mı?
Maliki’nin en belirgin özelliği, siyaseten hiç sahneden düşmemiş olması. Sekiz yıllık iktidar deneyimi boyunca gücü merkezileştiren, krizlerle beslenen ve çatışmaları yöneterek ayakta kalan bir lider profili çizdi. Ancak bugünün Irak’ı, Maliki’nin bıraktığı Irak değil.
Karşısında artık:
- Silah–siyaset ikiliğini bırakmak istemeyen müttefikler,
- Liderlik iddiası taşıyan yeni Şii aktörler,
- Sessiz ama etkili Sünni ve Kürt denklemleri var.
Bir zamanların sert rakibi Mesut Barzani bugün daha pragmatik bir ortak. Eski Sünni muhalifler ise sahneden çekilmiş durumda. Bu da Maliki’yi daha rahat değil, aksine daha karmaşık bir denge oyununun içine sokuyor.
Sonuç Yerine
Irak siyaseti bir kez daha aynı isim etrafında toparlanırken, asıl soru şudur:
Irak’ın dokuzuncu hükümeti, belki de 2003’ten bu yana en zor sınavla karşı karşıya. Bu sınav, sadece başbakanın kim olacağıyla değil; Irak’ın artık kriz üreten bir siyaset mi, yoksa çözüm üreten bir devlet mi olmak istediğiyle ilgilidir.
Yorum Yazın