Belirsiz Coğrafyada Türkmenler Nerede Duruyor?
Irak’ın geleceği üzerine yapılan tartışmaların büyük kısmı, güç dengeleri, bölgesel rekabetler ve siyasal modeller etrafında dönüyor. Bölünme mi, gevşek birlik mi, devletin yeniden inşası mı? Bu soruların hepsi önemli. Ancak bu tartışmalar yapılırken çoğu zaman gözden kaçan bir gerçek var: Bu tabloda Türkmenler nerededir?
Türkmenler, Irak’ın krizini uzaktan izleyen bir topluluk değildir. Bu kriz, en sert biçimde Türkmen coğrafyasında yaşanmış, bedeli Türkmen şehirlerinde ve mahallelerinde ödenmiştir. Buna rağmen Türkmenler, Irak’ın geleceğine dair senaryolarda çoğu zaman adı anılmayan bir unsur olarak kalmıştır.
Irak’ta devletin zayıfladığı her dönemde, en savunmasız kesimler daha ağır bedel öder. Türkmenler de tam olarak bu noktada durmaktadır. Ne silahlı bir güçle siyaset kurmuşlar, ne dış destekli projelerin parçası olmuşlardır. Devlet fikrine bağlılıkları, onları güçlü kılmak yerine çoğu zaman görünmez hâle getirmiştir.
Bugün Irak’ın bölünmesi tartışıldığında, haritalar üzerinde çizilen sınırlar genellikle Türkmenlerin yaşadığı bölgeleri kesip biçer. Çünkü bu coğrafya, ne homojen ne de tek kimliklidir. Türkmen şehirleri, Irak’ın fay hatları üzerinde yer alır. Bu nedenle bölünme senaryosu, Türkmenler için bir çözüm değil; kalıcı belirsizlik ve yeni gerilimler anlamına gelir.
Gevşek birlik modeli ise ilk bakışta daha az riskli gibi görünse de, güçlü bir merkez olmadan uygulandığında Türkmenler açısından başka bir tehlike üretir. Yerel güçlerin ve bölgesel aktörlerin etkisi arttıkça, Türkmenler siyasal pazarlıkların dışında kalan bir topluluk hâline gelir. Devletin zayıf olduğu her ortamda, az silahlı ve örgütlü olmayan kesimler kaybeder.
Bu nedenle Türkmenler açısından en rasyonel ve yaşanabilir seçenek, işleyen bir devletin yeniden inşasıdır. Hukukun üstünlüğüne dayalı, kurumları olan, güvenliği tek elden sağlayan bir devlet, Türkmenler için bir lütuf değil; hayatta kalmanın asgari şartıdır.
Türkmenlerin tarihsel tutumu da bunu doğrulamaktadır. Irak’ın farklı dönemlerinde Türkmenler, devlete sadakatle yaklaşmış, ayrılıkçı projelerin dışında kalmış, birlikte yaşam fikrini savunmuştur. Ancak bu tutum, çoğu zaman karşılığını bulmamış; devlet zayıfladıkça Türkmenlerin sesi daha da kısılmıştır.
Bugün Türkiye–Irak–İran dengesi konuşulurken, Türkmenler çoğu zaman bu denklemde pasif bir unsur gibi görülür. Oysa Türkmenler, bu üçlü hattın tam merkezinde, istikrarın toplumsal zemini olabilecek bir konumdadır. Devletin güçlendiği bir Irak’ta Türkmenler, köprü rolü oynayabilir. Devletin çözüldüğü bir Irak’ta ise ilk kaybedenlerden biri olmaya devam eder.
Irak’ta gerçek bir devlet inşası konuşulmadan Türkmenlerin geleceği güvence altına alınamaz. Aynı şekilde Türkmenlerin güvenliğinin sağlanmadığı bir Irak’ta da kalıcı istikrar mümkün değildir. Bu iki gerçek birbirinden ayrı düşünülemez.
Sonuç olarak Türkmenler, Irak’ın geleceğine dair tabloda bir “ayrıntı” değil; devletin varlığıyla yokluğu arasındaki çizgide duran bir göstergedir. Türkmenlerin durumu düzelmeden Irak’ta devletin ayağa kalktığını söylemek mümkün değildir. Çünkü devlet, en çok da kendini savunamayan vatandaşını koruyabildiği ölçüde devlettir.
Irak’ın geleceği tartışılırken asıl soru şudur:
Türkmenlerin güven içinde, eşit yurttaşlar olarak yaşayabileceği bir düzen kurulabilecek mi?
Bu soruya verilecek cevap, Irak’ın hangi yöne gideceğini de belirleyecektir.
Yorum Yazın