Verilen Hak mıydı, Gecikmiş Bir Kabul mü?
24 Ocak, Irak Türkmenleri için takvimde sıradan bir gün değildir.
24 Ocak 1970’te, Irak yönetimi Türkmenlere “kültürel haklar” tanıdığını ilan etti. Bugün bu tarih, kimi anlatılarda bir kazanım, kimi metinlerde bir iyileştirme adımı olarak sunulur. Ben bu okumaya mesafeli duruyorum.
Çünkü bir halka, yüzyıllardır konuştuğu dili konuşma hakkını “vermek”, aslında o halkın varlığını o güne kadar inkâr etmiş olmanın itirafıdır.
Türkmenler için 24 Ocak 1970, bir başlangıç değil; gecikmiş bir kabuldür. Bu tarih, Türkmenlerin Irak’ta var olduğunun değil, artık tamamen yok sayılmasının mümkün olmadığının ilanıdır. Yani verilen bir hak değil, zorunlu bir tanımadır.
O güne kadar Türkmen dili kamusal alandan dışlanmış, eğitimden silinmiş, resmî metinlerden çıkarılmıştı. Türkmen olmak yasak değildi belki, ama görünür olmak istenmiyordu. 24 Ocak kararı, bu görünmezliğin sürdürülemez hâle geldiği bir eşiğin sonucudur.
Ancak burada asıl mesele şudur:
Kültürel haklar tanındı ama siyasi ve hukuki eşitlik tanınmadı. Dil serbest bırakıldı ama temsil kapıları açılmadı. Kültür kabul edildi ama özne kabul edilmedi. Bu yüzden 24 Ocak, Türkmenler için sevinçle anılan bir gün olduğu kadar, eksik bırakılmış bir tarihtir.
Bu karar, Türkmenlerin taleplerinin karşılanmasıyla değil; devletin kendi iç dengelerini yeniden kurma ihtiyacıyla alındı. Hak, bir toplumsal mutabakatın sonucu olarak değil; yukarıdan aşağıya bir düzenleme olarak geldi. Bu nedenle kalıcı olamadı, derinleşemedi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki, 24 Ocak 1970 bir kapı aralamıştır; ama o kapı hiçbir zaman sonuna kadar açılmamıştır. Türkmenler hâlâ kültürle sınırlandırılan, siyasetten uzak tutulan bir konumda bırakılmaktadır.
Ben bu tarihi, bir lütuf günü olarak değil; gecikmiş bir yüzleşme günü olarak hatırlıyorum. Ve şunu özellikle vurguluyorum:
Bir halkın dili tanınmış ama iradesi tanınmamışsa, o tanıma eksiktir.
24 Ocak 1970’i anarken, bu tarihin hatırlattığı en önemli gerçek şudur:
Türkmenler haklarını talep ettiği için değil, yok sayılamadığı için tanınmıştır.
Bu yüzden hatırlıyoruz.
Ama yetmez; hesabını da sorarak hatırlıyoruz.
Yorum Yazın