Kerkük’ün Ateşi ve Hasreti: Bir Hafızanın İki Yüzü
Bazı kitaplar vardır; tek başına okunmaz. Yan yana geldiğinde anlam kazanır, üst üste konulduğunda hafızayı tamamlar. Dr. Nefi Demirci’nin Kerkük üzerine kaleme aldığı iki eser de tam olarak böyledir: Biri ateşi anlatır, diğeri hasreti; fakat ikisi de aynı yaraya dokunur.
Bu iki kitap, Kerkük’ü yalnızca bir şehir olarak değil, uzun soluklu bir imtihan olarak ele alır. Anlatılan şey ani bir kırılma ya da geçici bir siyasal kriz değildir. Aksine, yıllar içinde derinleşen bir mahrumiyet ve bilinçli biçimde sürdürülen bir dışlanmışlık hâlidir. Demirci’nin metinleri bu sürekliliği büyük sloganlarla değil, sabırlı ve tutarlı bir tanıklıkla ortaya koyar.
İlk kitapta Kerkük’ün sönmeyen ateşi vardır. Bu ateş, öfkenin değil; adalet arayışının ateşidir. Yaşananların unutulmaması gerektiğini, unutuşun ise en büyük kayıp olduğunu hatırlatır. İkinci kitapta ise dinmeyen hasret konuşur. Bu hasret yalnızca bir toprak parçasına duyulan özlem değildir; kimliğe, hatıraya ve haysiyete yönelmiş derin bir özlemdir. Aslında bu iki duygu birbirinden kopuk değil, aynı hikâyenin devamıdır.
Kerkük’ün ateşi hafızayı diri tutar; hasreti ise vicdanı ayakta.
Uzun yıllar boyunca Kerkük meselesi eksik okundu. Kimi zaman rakamlarla, kimi zaman diplomatik metinlerle, kimi zaman da günübirlik siyasal hesaplarla izah edilmeye çalışıldı. Oysa bu şehirde yaşananlar, soğuk analizlerin ötesinde derin bir insani trajedidir. Demirci’nin eserleri, bu yanlış bakışı düzeltir ve Kerkük’ün bir “dosya” değil, yaşayan bir hafıza olduğunu açıkça gösterir.
Bu kitaplarda okura dayatılan bir iddia yoktur. Ne ajitasyon ne de hamaset bulunur. Bunun yerine vakur bir dil, ölçülü bir ifade ve ahlaki bir duruş vardır. Bu tutum, anlatının inandırıcılığını güçlendirir. Çünkü hakikat, çoğu zaman en sade biçimde ifade edildiğinde en derin etkiyi bırakır.
Bugün Kerkük üzerine konuşurken geçmişi paranteze alma lüksümüz yoktur. Zira bugünkü tartışmaların kökleri, dün yaşananların içindedir. Demirci’nin iki eseri bu kökleri görünür kılar; bugünü anlamak isteyenler için sağlam ve güvenilir bir zemin sunar.
Sonuç olarak bu iki kitap ayrı ayrı değil, birlikte okunmalıdır. Biri hafızayı diri tutar, diğeri vicdanı ayakta tutar. Birlikte ise şu hakikati dile getirir: Kerkük’ün meselesi bitmiş bir tarih değil; doğru okunmadıkça devam edecek bir hakikat meselesidir.
Yorum Yazın