Türkiye–Irak İlişkileri ve Kaybolan Devlet
Türkiye–Irak ilişkilerinde temel soru: Muhatap alınabilecek bir devlet yeniden kurulabilecek mi Türkiye–Irak ilişkileri bugün klasik diplomatik başlıklarla açıklanamayacak bir noktadadır.
İki ülke arasında ne tam anlamıyla bir kriz ne de sağlıklı işleyen bir ortaklık vardır.
Ortada daha karmaşık, daha kırılgan bir durum söz konusudur: Bir devletle değil, birden fazla güç odağıyla yürütülen ilişkiler.
Irak, kâğıt üzerinde egemen bir devlettir. Başkenti, bayrağı, hükümeti ve uluslararası temsiliyeti vardır. Ancak sahadaki gerçeklik, bu çerçevenin çok ötesindedir. Türkiye açısından Irak’la ilişki kurmak, artık yalnızca Bağdat’la konuşmak anlamına gelmemektedir. Çünkü karar mekanizması tek bir merkezde toplanmamış, parçalı bir yapıya dönüşmüştür.
Bu durum, Türkiye ve Irak ilişkilerinin temel açmazını oluşturur. Türkiye muhatap olarak devleti görmek isterken, Irak’ta devletin yetkileri ve iradesi büyük ölçüde aşınmıştır. Güvenlik, enerji, ticaret ve sınır meselelerinde alınan kararlar, çoğu zaman resmî kurumların dışındaki dengeler tarafından belirlenmektedir. Bu da ilişkileri öngörülemez ve geçici mutabakatlara dayalı hâle getirmektedir.
Güvenlik başlığı bu ilişkinin en hassas alanıdır. Türkiye için Irak, yalnızca bir komşu ülke değil; aynı zamanda doğrudan ulusal güvenliği etkileyen bir coğrafyadır. Ancak Irak’ın kendi toprakları üzerindeki denetiminin sınırlı olması, güvenlik işbirliğini sürekli sorunlu hâle getirmektedir. Devletin denetimi dışında hareket eden silahlı yapılar, yalnızca Irak’ın iç dengesini değil, bölgesel istikrarı da tehdit etmektedir.
Enerji ve ticaret alanında da benzer bir tablo vardır. Türkiye ile Irak arasındaki ekonomik potansiyel son derece yüksektir. Buna rağmen ilişkiler, kurumsal ve uzun vadeli bir zemine oturtulamamaktadır. Çünkü Irak’ta ekonomik kararlar, planlama ve devlet politikasıyla değil; paylaşım, nüfuz ve çıkar dengeleriyle şekillenmektedir. Bu durum, işbirliğini derinleştirmek yerine kırılganlaştırmaktadır.
Türkiye açısından bir diğer sorun, Irak’taki iç dengelerin sürekli değişmesidir. Bir dönem Bağdat’la kurulan temaslar öne çıkarken, başka bir dönem farklı yerel güç odaklarıyla ilişki zorunlu hâle gelmektedir. Bu durum, Türkiye’nin dış politikasını esnek olmaya zorlamakta; ancak aynı zamanda istikrarlı bir strateji kurmasını da zorlaştırmaktadır.
Irak cephesinden bakıldığında ise Türkiye, çoğu zaman iç siyasetin bir aracı hâline getirilmektedir. Irak’taki farklı aktörler, Türkiye ile ilişkileri kendi konumlarını güçlendirmek veya rakiplerini zayıflatmak için kullanmaktadır. Böylece Türkiye ve Irak ilişkileri, iki devlet arasında yürütülen bir diplomasi olmaktan çıkıp, Irak iç siyasetinin bir parçası hâline gelmektedir.
Bu tablo, en çok Irak halkını ve bölgedeki tarihsel toplulukları etkilemektedir. Devletin zayıfladığı, kurumların işlemediği bir ortamda, komşu ülkelerle sağlıklı ilişkiler kurmak da mümkün değildir. Güçlü devletler, güçlü komşuluklar kurar. Zayıf devletler ise komşularıyla ilişkilerini sürekli kriz ve güvensizlik üzerinden yaşar.
Bugün Türkiye ve Irak ilişkilerinde asıl eksik olan şey, iyi niyet ya da temas değil; muhatap alınabilecek işleyen bir devlet yapısıdır. Bu olmadan yapılan her anlaşma geçici, her uzlaşma kırılgan, her işbirliği sınırlı kalmaya mahkûmdur.
Irak’ta devletin yeniden inşası yalnızca Iraklıların sorunu değildir. Bu mesele, Türkiye dâhil tüm bölge ülkelerini doğrudan ilgilendirmektedir. Çünkü devletin olmadığı yerde sınırlar da güvende değildir, ticaret de kalıcı değildir, diplomasi de sağlıklı işlemez.
Türkiye ve Irak ilişkilerinin geleceği, tarafların ne söylediğinden çok, Irak’ta devlet fikrinin yeniden ayağa kalkıp kalkamayacağına bağlıdır. Aksi hâlde bu ilişki, kriz yönetimi ile idare edilen, kalıcı çözüm üretemeyen bir döngü içinde kalacaktır.
Bugün sorulması gereken temel soru şudur:
Türkiye Irak’la nasıl ilişki kuracak değil, Irak’ta muhatap alınabilecek bir devlet yeniden kurulabilecek mi?
Yorum Yazın