1991-1994 yılları arasında, yani bundan yaklaşık 34 yıl önce Özbekistan’daydım. Yaklaşık üç buçuk yıl Taşkent’te yaşadım. O yıllarda görev icabı Azerbaycan dahil olmak üzere bütün Türkistan Cumhuriyetlerinde bulundum. Dolayısıyla kardeş cumhuriyetlerin bağımsızlık öncesini, bağımsızlığın ilk günlerini ve sonrasında yaşanan bütün sıkıntıları, sevinçleri ve heyecanları bizzat yaşayarak gördüm.
Bağımsızlığın ilk yıllarında gördüğümüz Özbekistan; nüfusu, geleneksel kültürü, inanç yapısı ve tarihi derinliğiyle Türkistan coğrafyasının lokomotif ülkesi konumundaydı. Ancak uzun bir süre ülkede yaşanan iç çekişmeler ve bağımsızlığın ilk yıllarındaki ekonomik-siyasi zorluklar, Özbekistan’ın beklenen gelişmeyi ve kalkınmayı yakalamasını geciktirdi.
Bu süreçte yeraltı kaynakları, madenleri ve enerji potansiyeli bakımından zengin olan Kazakistan, ekonomik alanda önemli bir kalkınma göstererek Türkistan Cumhuriyetleri arasında ilk sıraya yerleşti. Nitekim gayrisafi yurt içi hasılaya göre yapılan sıralamada Kazakistan’ın 320 milyar dolar ile ilk sırada, Özbekistan’ın ise 159 milyar dolar ile ikinci sırada yer aldığı görülmektedir.
Oysa Özbekistan, bağımsızlığın ilk yıllarında bütün Türkistan Cumhuriyetlerinin toplam nüfusunun yaklaşık yüzde 23’üne sahipti. Ne var ki sahip olduğu nüfus gücüne ve tarihi potansiyele rağmen Özbekistan, uzun yıllar boyunca arzu edilen ekonomik kalkınmayı gerçekleştiremedi.
Ancak İslam Kerimov sonrası dönemde, Şavkat Mirziyoyev liderliğinde Özbekistan’ın her alanda başlattığı kalkınma hamlesiyle ciddi mesafeler almaya başladığı açıkça görülmektedir. Son bir yıl içinde başta ABD olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerinin, Japonya’nın, Kore’nin ve Hindistan’ın Orta Asya’ya, özellikle de Özbekistan’a yönelik artan ilgisi, başkent Taşkent’in Türkistan coğrafyasının esas merkezi olduğu gerçeğini yeniden hatırlatmaktadır.
Türk halklarının merkezi vatanı olan Türkistan coğrafyası; doğuda Çin egemenliği altındaki Doğu Türkistan’dan, batıda Hazar Denizi’ne, kuzeyde Kazakistan bozkırlarından, güneyde Afganistan ve İran’ın kuzey kesimlerine kadar uzanan geniş bir sahayı içine almaktadır.
Yaklaşık 38 milyonluk nüfusuyla Özbekistan, 5,5 milyon kilometrekarelik Türkistan coğrafyasının tam merkezinde yer almaktadır. Her ne kadar ekonomik anlamda Kazakistan’ın gerisinde kalmış olsa da Özbekistan; tarihi geçmişi, zengin medeniyet birikimi, kültürel derinliği ve stratejik konumuyla Türkistan coğrafyasına siyasi liderlik yapabilecek kapasiteye ve kabiliyete sahip bir ülkedir.
Buna rağmen ülkenin tanıtımı konusunda hâlâ bazı eksiklikler bulunduğunu düşünüyorum. Parlamento seçimlerine, uluslararası toplantılara ve bazı yerel etkinliklere, “yüreğinde Özbek sevdası” bulunmayan yanlış kişilerin temsilcilikler aracılığıyla davet edilmesi, kanaatimce ülke tanıtımını olumsuz etkilemektedir. Bu noktada konsolosların ve büyükelçilerin daha seçici davranması; diasporadaki ilgili kanaat önderleri, kurumlar ve Özbekistan’a gönül vermiş isimlerle daha yakın istişare içinde olması büyük önem taşımaktadır.
Çünkü Özbekistan’da hem tanıtım hem de bölgesel liderlik için gerekli olan her şey mevcuttur.
Çoğunluğu Türk olan 40 milyona yakın dinamik bir nüfus vardır. Tarihi ve zengin bir medeniyet geçmişi vardır. Karahanlılar, Selçuklular, Timur Devleti ve Harzemşahlar bu coğrafyada doğmuş, bu topraklarda tarih sahnesine çıkmıştır.
Dünyada mutlaka görülmesi gereken Hive, Harezm, Semerkant ve Buhara gibi şehirler Özbekistan sınırları içinde yer almaktadır. Bu şehirler yalnızca Özbekistan’ın değil, bütün Türk ve İslam medeniyetinin ortak hafızasıdır.
Özbekistan verimli topraklara sahiptir. Kendi kendine yetebilecek enerji kaynakları bulunmaktadır. Pamuk ve altın üretiminde dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer almaktadır. Bakır ve uranyum bakımından da zengin kaynaklara sahiptir. Bütün bu özellikleriyle yaklaşık 3 trilyon dolar değerinde yeraltı kaynağına sahip olduğu ifade edilen Özbekistan, bugün dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri durumundadır.
Tüm bu gerçekler dikkate alındığında, Şavkat Mirziyoyev liderliğindeki Özbekistan’ın kısa sürede yalnızca Türkistan coğrafyasının değil, belki de Asya’nın yükselen yıldızlarından biri haline geldiğini söylemek mümkündür.
Son bir yıl içinde Taşkent ve Semerkant’ta düzenlenen önemli toplantılar da bu gerçeği ortaya koymaktadır.
Avrupa Birliği ülkelerinin üst düzey yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirilen Orta Asya-Avrupa Birliği Zirvesi, Orta Asya-Körfez Arap Ülkeleri Konseyi 2. Liderler Zirvesi, Semerkant’ta yapılan Şanghay İşbirliği Örgütü Liderler Zirvesi, Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Zirvesi, Türk Devletleri Teşkilatı Tarım Bakanları Zirvesi, Orta Asya-ABD C5+1 Dışişleri Bakanları Diyaloğu, 5. Uluslararası Taşkent Yatırım Forumu, UNESCO Genel Konferansı 43. Semerkant Oturumu ve Uluslararası Taşkent Yatırım Forumu gibi çok sayıda etkinlik, Özbekistan’ı bölgesel ve küresel diplomasinin merkezlerinden biri haline getirmiştir.
Bu fırsat en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Türkistan coğrafyasındaki kardeş cumhuriyetler, gerektiğinde güçlerini birleştirmeli ve birbirlerine destek olmalıdır. Kazakistan ve Özbekistan, dönüşümlü olarak kardeş cumhuriyetler arasındaki iş birliğine öncülük edebilir.
Çünkü bugün ortada güçlü bir tarih, derin bir medeniyet, büyük bir nüfus, önemli bir ekonomik potansiyel ve stratejik bir coğrafya vardır.
Özetle söylemek gerekirse: Orkestra mevcuttur. Artık bu orkestrayı yönetecek güçlü bir şefe ihtiyaç vardır.
Özbekistan’ı 32 yıldır görmedim. Bu 32 yılda müthiş değişimlere sahne olduğunu görmesem de biliyorum. Kısmet olursa ilk fırsatta eşimle birlikte Özbekistan’ı karış karış dolaşmak, hasret gidermek, 30 yılda yaşanan değişimi yerinde görmek ve bütün bu izlenimleri kamuoyu ile paylaşmak istiyorum.
Çünkü Özbekistan yalnızca bir ülke değildir.
Özbekistan, Türkistan’ın kalbidir.
Ve bugün o kalp yeniden güçlü bir şekilde atmaktadır.
Yorum Yazın