İsmail Cengiz
İsmail Cengiz

RAMAZAN AYINDA GÖNÜL COĞRAFYAMIZIN MANZARASI

Yayınlanma: 07 Mart 2026

Ülkemizi çevreleyen komşu coğrafyalarda, bize yakın gönül coğrafyamızda adeta yangın var. Düşman dört koldan harekete geçmiş durumda. Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, vatan topraklarımızı dört bir yandan kuşatmak isteyen emperyalist-siyonist bir ittifak var. İçimizdeki mankurtlarla bizi arkamızdan hançerlemek isteyenler de var.

Önce Irak’ı vurdular, sonra Suriye’yi, ardından Gazze’yi vurdular; şimdi de komşumuz İran’ı vuruyorlar.

İslam coğrafyasında bunlar yaşanırken, çeşitli tehdit ve engellerle zulme ve haksızlığa seyirci kalmamızı istiyorlar. Sömürü zihniyetini görmemizi istemiyorlar. İstedikleri gibi at oynatsınlar, çalsınlar, çırpsınlar; biz de susup oturalım istiyorlar.

Şükürler olsun, asil bir millete mensubuz. Bu asil milletin kapısında düşman hiç eksik olmadı. Bu asil milletin sofrasında hiç münafık eksik olmadı. Bu asil milletin arkasında hiç kalleş eksik olmadı.

Bugünlerde yaşadıklarımız da düşmanın oyunlarından ibarettir. Münafıklar, hainler ve şer ittifakı; yüzlerce yıldır bıkmadan, usanmadan bu asil milleti yok etmek, etkisiz hâle getirmek, bu şerefli milleti sindirmek için her yolu denediler, deniyorlar, denemeye devam edecekler. Ancak her defasında da olduğu üzere, okkalı bir şamar yiyip kös kös yerlerine oturdular ve oturmaya devam edecekler.

Emperyalist güçler, Türk’ün şamarına yabancı değiller. Arkadan hançerlemeye devam etseler de, yedi düvel de bir araya gelse, sizler gibi vatan sevdalısı insanlar, idealist gençlerimiz var oldukça, onları bekleyen akıbet aynı olacaktır. Kazdıkları kuyuda boğulacaklar veya tarihten bu yana alışkın oldukları gibi Türk’ün karşısında diz çöküp aman dileyeceklerdir.

Mübarek Ramazan ayında Türklerin coğrafyasına baktığımızda, hâlâ soydaşlarımızın var olma mücadelesi verdikleri görülmektedir.

Suriye’de ve Irak’ta Türkmenlerin anayasal hak ve hukukları, kendi millî kimliklerini özgürce yaşama hakları görmezden gelinmektedir.

İran’da Güney Azerbaycan, Kaşkay ve Türkmen Sahra bölgesindeki soydaşlarımızın ahvali ise hepinizin bilgisi dâhilindedir.

1974’ten bu yana Kıbrıs Türkü’nün bağımsız bir ülke olma arzusunu tam 51 yıldır gerçekleştirebilmiş değiliz.

Kırım’daki Tatarların, Dağıstan’daki Kumuk ve Nogayların, Gürcistan’daki Terekeme ve Ahıska Türklerinin millî kimliklerini özgürce yaşama, kendilerini bulundukları yönetimlerde temsil etme haklarına kısıtlama getirilmiş durumdadır.

Afganistan’daki Kırgız, Kazak, Hazara, Aymak, Kızılbaş, Afşar, Türkmen ve Özbek kardeşlerimizin de ahvali aynıdır. Soydaşlarımızın verimli arazileri keyfî sebeplerle ellerinden alınmakta, kızlarımızın okuması engellenmekte, millî kimliği ifade eden her şey suç olarak görülmektedir.

Çin egemenliği altındaki Doğu Türkistan’ın durumu da sizlerin malumudur. 30 milyon Türk’ün yaşadığı ata topraklarındaki Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar ve Özbekler; sırf Türk oldukları için, sırf Müslüman oldukları için, beyinlerinin zehirlendiği gerekçesiyle sözde eğitim merkezleri adı verilen ceza ve toplama kamplarında mankurtlaştırılmak istenmektedir.

Sorunlu coğrafyalarda yaşayan soydaşlarımız; Tuna boylarından Altaylar’a uzanan coğrafyada, Şibirgan’dan Kaşgar’a, Urumçi’den Kerkük’e, Tebriz’den Bahçesaray’a, Kazan’dan Halep’e kadar bütün soydaşlarımız; kalplerini Kâbe’ye, gözlerini İstanbul’a çevirdikleri için yok edilmek istenmektedir.

Çokay’ın dediği gibi her Türk’ün iki vatanı vardır: Biri doğduğumuz topraklar, diğeri de Türkiye’dir.

Türkiye, kendisine şartsız şurtsuz tabi olan, yardım dileyen soydaşlarına yardım elini uzatmak durumundadır.

07.03.2026 — (Devamı var)

Yorum Yazın