İsmail Cengiz
İsmail Cengiz

Her Şey Vatan İçin” Diyerek Geçen Bir Ömür: Hızır Bek Gayretullah

Yayınlanma: 06 Nisan 2026

Köşe Yazısı

Hızır Bek Gayretullah

Bazı isimler vardır; yalnızca bir insanı değil, bir davayı, bir hafızayı, bir direniş çizgisini temsil eder. Türkiye’de Kazaklar denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Hızır Bek Gayretullah da işte böyle bir isimdir. Aynı şekilde Doğu Türkistan davası anıldığında hafızalarda yer eden öncü şahsiyetlerden biri olarak öne çıkar. Çünkü onun hayatı, sıradan bir yaşam öyküsünden çok daha fazlasıdır; o hayat, göçün acısını omuzlarında taşıyan, sürgünü hafızasında büyüten ve vatan idealini kalemle, sözle, mücadeleyle yaşatan bir dava adamının hikâyesidir.

1944 yılında başlayan ömrü, yalnızca kendi şahsi yolculuğunun değil; aynı zamanda bir milletin çektiği acıların, verdiği mücadelenin ve ayakta kalma iradesinin de sembolü olmuştur. Henüz çocuk yaşta çileli göç yollarından geçen Hızır Bek Gayretullah, babaannesinin yedeğindeki tay üzerinde Taklamakan Çölü’nü aşarak 1949’da özgür topraklara ulaşmıştır. Böylesine ağır bir çocukluk tecrübesi, onun ruhunda derin izler bırakmış; fakat bu izler onu kırmak yerine, mücadele azmini besleyen bir karaktere dönüştürmüştür.

Türkiye’ye geldikten sonra, daha lise çağlarından itibaren geride kalan vatan parçası Doğu Türkistan’ın sesi olmayı görev edinmiştir. Onun verdiği mücadele, yalnızca siyasi ya da toplumsal değil; aynı zamanda bir “kalem küreşi”dir. Yazılarıyla, konuşmalarıyla, toplantılarıyla, konferanslarıyla ve kurduğu temaslarla Doğu Türkistan davasını Türkiye’de ve yurt dışında anlatmaya, duyurmaya, yaşatmaya çalışmıştır. Bu yönüyle Hızır Bek Gayretullah, sadece bir aktivist ya da dernek yöneticisi değil; aynı zamanda hafıza taşıyıcısı, fikir emekçisi ve dava temsilcisidir.

1970’li yıllardan itibaren Doğu Türkistan Göçmenler Derneği bünyesinde üstlendiği görevler de onun hizmet çizgisinin ne kadar istikrarlı ve kararlı olduğunu göstermektedir. Başkan vekilliğinden başkan yardımcılığına, genel sekreterlikten genel sekreter yardımcılığına ve nihayet Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti Cumhurbaşkanı Yardımcılığına kadar birçok sorumluluğu üstlenmiş; bulunduğu her makamı kişisel bir unvan alanı değil, hizmet vesilesi olarak değerlendirmiştir.

Onun hayatına bakıldığında, yalnızca bir dava adamı değil, aynı zamanda güçlü ilişkiler kurabilen ve bu ilişkileri milletinin meselesi için değerlendiren bir isim olduğu da görülür. Zeki Velidi Togan’dan Nihal Atsız’a, Alparslan Türkeş’ten İsa Yusuf Alptekin’e, Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Altan Deliorman’a kadar pek çok önemli isimle aynı fikir ikliminde bulunmuş, onların sohbetlerinden istifade etmiş, özellikle babası Kaynaş Gayretullah’ı kendisine örnek almıştır. Ancak bu ilişkilerin en kıymetli yanı, hepsini şahsi menfaat için değil, Doğu Türkistan davası için kullanmış olmasıdır.

Bugün Ataşehir sınırlarında yer alan Türkistan Evleri ve Türkistan Camisi projesinde ortaya koyduğu katkı da bu hizmet anlayışının somut örneklerinden biridir. Yine 1986 yılında, Doğu Türkistan’dan gelen yüzlerce hacı adayının İstanbul’da ücretsiz konaklaması, iaşesi ve ulaşımının karşılanmasına vesile olması; 1.300 Doğu Türkistanlı’nın hac vazifesini yerine getirmesine ciddi katkı sağlaması da onun ne kadar sahici ve sonuç üreten bir mücadele yürüttüğünü gösterir.

Hızır Bek Gayretullah’ın mücadele çizgisinde dikkat çeken bir başka önemli husus da yaşanan zulümleri dünyaya duyurma konusundaki hassasiyetidir. 16 Aralık 1986’da Almaatı’da meydana gelen Celtoqsan olaylarını Türkiye’de ilk duyuran isimlerden biri olması, sadece bir haber aktarımı değil; aynı zamanda Türk dünyasının ortak acısına sahip çıkma iradesidir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Salonu’nda düzenlenen panel ve SSCB İstanbul Başkonsolosluğu önündeki protesto, o dönemde sessiz kalınmaması adına büyük bir anlam taşımaktadır.

Sovyetler Birliği henüz dağılmamışken Olcas Süleyman’ı İstanbul’a getirerek Türk aydınlarıyla buluşturması, Azia adlı önemli eserin tanıtılmasına katkı sunması ve yine Nevada-Semey Anti Nükleer Hareketi mensuplarının sesini İstanbul’dan dünyaya duyurması da onun ufkunun yalnızca Doğu Türkistan’la sınırlı olmadığını, Türk dünyasının tamamına yayılan bir hassasiyet taşıdığını göstermektedir.

Birçok kişinin onu, göçün ve acının izlerini taşıyan “Altaylar’da Kanlı Günler” adlı eseriyle tanıması da boşuna değildir. Çünkü Hızır Bek Gayretullah, yalnızca mücadele eden değil; yaşananları kayıt altına alan, unutturmamaya çalışan, yazdıklarıyla gelecek kuşaklara iz bırakan bir isimdir. Özellikle Osman Batur Han’ı Türkiye’de yazıları ve kitaplarıyla tanıtan öncü isimlerden biri olması, onun tarihî bilinç oluşturma yönünü de açıkça ortaya koymaktadır.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, Hızır Bek Gayretullah’ın hayatı bize çok net bir şey söylemektedir: Bir insan, inandığı dava uğruna ömrünü vakfettiğinde, geride yalnızca hatıra değil, bir istikamet de bırakır. O, karşılık beklemeden çalışan, “Allah rızası için” hizmet etmeyi şiar edinen, “Her Şey Vatan İçin” diyerek yaşayan bir dava insanıydı.

Vefatına kadar yaklaşık 55 yıl boyunca Türklük davasına aralıksız hizmet eden Hızır Bek Gayretullah, yalnızca Doğu Türkistan davasının değil, aynı zamanda fedakârlığın, sadakatin ve ülküye adanmışlığın da simge isimlerinden biri olarak hatırlanacaktır.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Yorum Yazın