Cehalet ise tam tersidir. Kapalı bir odada yaşamak gibidir. Penceresi olmayan bir odada insan dışarıyı bilmez, bilmediği için korkar. Korku büyüdükçe önyargı doğar, önyargı büyüdükçe nefret kök salar. Böylece insan, tanımadığı insanın hikâyesini dinlemek yerine ona sırtını döner.Bazı duygular vardır; sessizce büyür, fark edilmeden yayılır ve bir gün gelip toplumların kaderini etkiler. Nefret de işte böyle bir duygudur. Gürültüyle değil, çoğu zaman sessizlikle yayılır. Ama onun asıl besini ne öfke ne de farklılıktır. Nefretin gerçek besini cehalettir.
Bilgi insanın zihninde bir pencere açar. O pencereden bakınca dünyayı daha geniş, insanı daha derin görürüz. Farklı olanın düşman değil, hayatın bir parçası olduğunu anlarız. Bilgi, insanın kalbini yumuşatır; aklını berraklaştırır.
Tarihin karanlık sayfalarına baktığımızda bu gerçeği açıkça görürüz. Savaşların, ayrımcılığın, linç kültürünün ve ötekileştirmenin arkasında çoğu zaman bilgi eksikliği ve körleşmiş zihinler vardır. Çünkü bilen insan kolay kolay nefret etmez. Bilen insan anlamaya çalışır.
Ne yazık ki cehalet sadece bireyin sorunu değildir. Cehalet büyüdüğünde toplumun dokusuna işler. Diller sertleşir, insanlar birbirine yabancılaşır, ortak değerler zayıflar. O noktada zarar gören yalnızca bir grup değil, bütün toplum olur.
Bugün dünyanın birçok yerinde yaşanan gerilimler bize aynı şeyi hatırlatıyor: İnsanlar birbirini tanımadıkça, dinlemedikçe ve öğrenmedikçe aralarındaki duvarlar yükseliyor. Oysa bilgi duvar örmez; köprü kurar.
Bir kitap bazen bir önyargıyı yıkar. Bir sohbet bazen yıllarca süren bir mesafeyi kapatır. Bir düşünce bazen karanlık bir zihinde ışık yakar. İşte bu yüzden toplumların en güçlü silahı nefret değil, bilgidir.
Çünkü nefret kolaydır; düşünmeden doğar.
Bilgi ise emek ister; okumayı, dinlemeyi, anlamayı gerektirir.
Ve unutulmaması gereken bir gerçek vardır:
Cehaletin büyüttüğü nefretin bedelini yalnızca cahiller ödemez. O bedeli her zaman toplum öder.
Bu yüzden yapılması gereken şey çok açıktır:
Nefreti büyüten karanlığı konuşmak yerine bilgiyi çoğaltmak, önyargıyı değil anlayışı yaymak ve insanın insana yabancı olmadığı bir dünya için çaba göstermektir.
Çünkü insanlık tarihi bize defalarca şunu göstermiştir:
Bir toplumun geleceğini nefret değil, bilgi aydınlatır.
Yorum Yazın