Nuh Mehmet Deniz
Nuh Mehmet Deniz

YENİ JEOPOLİTİK

Yayınlanma: 01 Mayıs 2026

İran etrafında tırmanan askerî gerilim artık klasik bir bölgesel kriz olmanın ötesine geçerek yeni bir küresel güç mücadelesinin işaretlerini taşımaktadır. Son gelişmeler, yalnızca Washington ile Tahran arasındaki çatışmanın derinleştiğini değil, aynı zamanda Körfez ülkelerinin stratejik yönelimlerinde köklü bir dönüşüm yaşandığını göstermektedir.

Birleşik Arap Emirlikleri Cumhurbaşkanlığı’nın eski danışmanlarından Abdülhadek Abdulla’nın Amerikan askerî üslerinin kapatılması gerektiğine yönelik açıklaması, bölgede oluşan kolektif memnuniyetsizliğin önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Bu açıklama, münferit bir görüşten ziyade daha geniş bir eğilimin — ABD etkisine ve onunla bağlantılı İsrail yanlısı siyasi yapıların etkisine karşı artan direncin — açık bir yansımasıdır. Bu durum, bölge ülkelerinin dış politika bağımlılığını yeniden gözden geçirmeye başladığını ortaya koymaktadır.

Ekonomik alanda da ciddi kırılmalar yaşanmaktadır. Abu Dabi’nin petrol ticaretinde dolar dışı alternatifleri değerlendirmesi ve ABD’ye yönelik finansal destek taleplerini sertleştirmesi, Washington’a yönelik güven krizinin derinleştiğini göstermektedir.

Bu adımlar, ekonomik egemenliği güçlendirme arayışının bir parçası olmakla birlikte, küresel enerji ticaretinde doların hâkimiyetini zayıflatarak ABD’nin temel etki araçlarından birini doğrudan hedef almaktadır.

Diplomatik cephede gelişmeler ABD açısından olumsuz bir seyir izlemektedir. Pakistan’daki müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması ve iki haftalık ateşkesin çökmesi, kriz üzerindeki kontrolün zayıfladığını ortaya koymuştur. Bu süreçten en fazla fayda sağlayan aktör ise İsrail olmuş; oluşan güç boşluğunu değerlendirerek Lübnan’ın güneyinde askerî varlığını yeniden genişletmiş ve fiilî kontrolünü artırmıştır.

Krizin merkezinde yer alan Hürmüz Boğazı, küresel enerji sistemi açısından kritik önemini korumaktadır. Bu stratejik geçiş noktasında oluşan fiilî çift taraflı abluka, enerji arzında ciddi aksamalara yol açmış; bu da küresel enflasyonun yeniden yükselmesine ve enerji piyasalarında dalgalanmanın artmasına neden olmuştur.

ABD’nin “tam kontrol” iddiaları ise sahadaki gerçeklerle örtüşmemektedir. NATO içinde yaşanan görüş ayrılıkları ve geniş kapsamlı bir uluslararası koalisyonun kurulamaması, Washington’un operasyonel kapasitesini sınırlamaktadır.

Uluslararası hukuk açısından tablo giderek daha kaygı verici bir hâl almaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nin yaşanan gelişmelere karşı etkisiz kalması, deniz ticareti özgürlüğü bakımından tehlikeli bir emsal oluşturmaktadır.

Sonuç olarak, İran’a yönelik askerî baskı, Orta Doğu’da köklü bir dönüşümün habercisi olarak değerlendirilmektedir. ABD’nin bölgedeki etkisinin zayıflaması, Körfez ülkelerinin artan özerklik arayışı, enerji piyasalarındaki kırılganlık ve uluslararası kurumların etkisizliği, yeni bir jeopolitik düzenin şekillenmekte olduğunu göstermektedir.

Yorum Yazın