Transfer deyince aklımıza hemen futbol gelir.
Ne transferler gördük; Forma giyip, armayı öpen fotoğraflar verip başka takıma giden mi dersiniz, anlaştı denilen futbolcunun ezeli rakibi tarafından kaçırılıp imza attırılması mı dersiniz. Futbol deyimi ile transfer çalımları…
Türk siyasetinde de milletvekili transferi diye bir çalım şekli var ve bu çalım futbolu solladı…
Milletvekili transferi pazarı, parlementer sistemde hükümetleri düşürür veya kurdururdu, siyasi tarihimizde örnekleri de çok…
En meşhuru “Güneş Motel Vakası…” 11 milletvekilinin transferi ile Demirel hükümetinin düşürüldüğü ve bu milletvekillerinin çoğunun Ecevit hükümetinde bakan olduğu…
Çıkar karşılığı milletvekili transferi olarak siyasi tarihimize giren ve siyasi etik, siyasi ahlak ve irade gaspının en büyük örneği…
Günümüzde de siyasi transferler devam ediyor.
Tek adam rejiminde bu transferler hükümet düşürmüyor ama meclis aritmetiğini değiştirme ve psikolojik etki açısından önemli…
İktidar partisine geçişin karşılığı ise bakanlık değil ama siyasi gelecek, liste garantisi ve iktidar nimetlerinden yaralanma…
Cumhurreisi bu tür geçişlere geçmişde hiç de iyi gözle bakmıyor; “Güneş Motel zihniyeti”, “Siyasi ahlaksızlık” ve “Millet iradesine ihanet” olarak değerlendiriyordu…
Cumhurreisi; "Siz bakmayın bazılarının AK Parti'yi tek adamlıkla suçlamalarına. Bu ülkede diktatör görmek isteyen, bir gecede 15 milletvekiline; siyaset mühendisliği ürünü yöntemlerle zorla parti değiştirtenlere bakmalıdır."
“Bunları sen seçmedin? Bunları kim seçti, millet ve sen bunları ağlatarak, kendi evinden kabul edemeyeceği bir yere ihraç ediyorsun, gönderiyorsun. Böyle bir anlayış olabilir mi? Ama diktatörler bunu yapar." değerlendirmesinde bulunuyordu…
Gelelim bugüne, yani dündür bugün bugündür…
Ne diyor cumhurreisimiz; “Bizim kapımız ülkesine, milletine hizmet etmek isteyen herkese açıktır.” Yani eğer AKP’de olursanız ülkeye, millete hizmet edersiniz diyor. Demediğini de ben ilave edeyim; Kendinizi, istikbalinizi düşünüyor iseniz kapımız size açık…”
Elbette bir partiden seçilen vekilin beklediğini bulamama, anlayış ve derin görüş ayrılığı nedeni ile istifa etmesi veya başka bir partiye geçmesi doğaldır. Sonuçta katolik nikahı kıymamışlardır…
Ancak iktidar partisine muhalefet ederek, hatta hakarete varacak derecede söylemlerde bulunup, halkın oyunu alıp sonra el etek öperek iktidar partisine geçerseniz işte bu ne ahlakı ne de etik olur…
Sözün senet olduğu Türk Kültürünün yerini, söyleyenin de söylenenin de utanmadığı ve ne olmuş yani dendiği, ahlaki meşruiyetin yerini kişisel istikbal ve menfaat meşruiyetinin aldığı “ Yeni Türkiye” siyaseti…
Bu yaşadıklarımız siyaseten geldiğimiz çürümüşlüğün maalesef ki acı gerçekleri…
Türk siyaseti neden mi bu durumda? Çünkü toplum olarak hesap sormadığımızdan, yapanın yanına kâr kalmasından, ben yaptım oldu anlayışından…
Son söz;
Meclisde bir yasa yapılmalı. Partiler vekiller ile sözleşme yapmalı, bonservis bedelleri ve serbest kalma bedelleri konmalı… Bir de pazarlıkları yönetmesi için her vekile bir profesyonel menajer kadrosu verilmeli…
İşte o zaman bakın siz transfer çalımlarına…
Yorum Yazın