Nazanin Moghadam
Nazanin Moghadam

Geçmişin Sığınağı

Yayınlanma: 29 Ocak 2026

 Bilinçlenmenin Bedelinden Kaçış

Geçmişi övmek, bugünden kaçmanın en zarif yoludur. Çünkü geçmiş konuşmaz; hesap sormaz, sorumluluk talep etmez. Bugün ise rahatsız edicidir: düşünmeyi, karar vermeyi ve bedel ödemeyi zorunlu kılar. Bizim toplumlarımızda geçmiş, çoğu zaman bir hatıra değil, bir sığınaktır. Bugünü açıklayamadığımız her an, dün kutsallaştırılır. Oysa sorun geçmişin yüceltilmesi değil; bugünün neden sürekli bir “çoban” arayışıyla yeniden kurulmasıdır. Devirdiğimiz her iktidarın ardından, neden aynı iktidar biçimini çağırdığımızı sormadan hiçbir devrim tamamlanmış sayılmaz.

Asıl soru şudur:
Biz neden özgürlüğümüzü kaybettiğimiz için değil, özgür olmak zorunda kalacağımız için korkuyoruz?

İran sosyolojisini anlatırken aslında Batı Asya (Orta Doğu) sosyolojisi de anlatılmaktadır. Çünkü kültür ve medeniyete dayalı bir toplumun yozlaştırılabilmesi, diğer toplumların daha kolay yozlaştırılabileceğini ve kontrol altına alınabileceğini ortaya koymaktadır. Çok basitçe anlatmam gerekirse, koyun ve çoban hikâyesi bizim toplumlarımızın öyküsüdür. Kurttan korkan koyunlar, neredeyse daha çok çoban eliyle kasaba gönderilir.

Bugün soru, devletlerin ya da hükümetlerin sorunlu olup olmadığı değildir. Asıl mesele şudur: Neden biz, yani halk, koyun olmayı tercih ediyoruz? Neden bir çobanı devirir ama yine de yeni bir çoban arayışına gireriz? Nasıl oluyor da meşruiyet tanıdığımız kişi, biz olmadan var olamayacağını bildiği hâlde kutsal ve tekil bir statü kazanabiliyor?

Acaba hâlâ 16. yüzyıl düşüncesinin — “Ben kendimi yönetemem; bu yüzden ekmek kırıntısı karşılığında özgürlüğümü ve insanî haysiyetimi beni yönetene teslim etmeliyim” — karanlığı, bilinçaltımızda sisteme boyun eğmemizi mi sağlıyor? Biz en çok neden korkuyoruz: aydınlanmaktan mı, ölmekten mi?

Hegel, aydınlanmayı tarihsel bir süreç olarak tanımlar: geri dönüşü olmayan, fakat geleceği kaldığı yerden devam ettiren bir bilgelik süreci. Eğer böyleyse, neden devrimler ve değişimler — tabiri caizse — hep çobanlar lehine sonuçlanıyor? Neden Gramsci’nin dediği gibi sadece isimler değişiyor? Monarşi cumhuriyete dönüşüyor, Ahmet gidiyor Mehmet geliyor ama halk arzuladığı özgürlük ve refah seviyesine ulaşamıyor.

Bu tarihsel kırılma noktası nerede göz ardı ediliyor? Pasif bireycilik içinde, sözde özneleşmiş ama hâlâ sürü psikolojisiyle yönetilen toplum neyin sorumluluğunu almaktan kaçıyor: özgürlüğünün mü, yoksa kendi haysiyetinin mi? Neden devrimler bilinçli bir şekilde değil de, “ekmek derdi” toplumun çoğunluğuna yayılıp yaşam koşullarını altüst ettiğinde gerçekleşiyor?


Bu makaleyi ele alma sebebim, bir reçete ortaya koymak ya da “şöyle ya da böyle yapılmalıdır” demek değildir. Çünkü bilinçlenme ve aydınlanma, toplumun bireylerinden başlar ve zamanla bütüne ya da çoğunluğa sirayet eder. Bu nedenle makalenin amacı, bilinçlenmenin ya da bilinçsizliğin tarihsel nesneleşmesini özetlemek ve bireylerin kendi tarihsel bilinçlenme süreçlerini sorgulayabilmeleri için sorular sormaktır.

“Ben kimim?” sorusu belki de en basit soru gibi görünür; fakat bu soru cevaplanmadan diğer soruların cevaplanması mümkün değildir. Örneğin birine “Sen kimsin?” diye sorulduğunda, kişi çoğunlukla adını, soyadını ve nereli olduğunu söyler. Bu basit cevap, kişinin kendisini ona atfedilen kavramlarla özdeşleştirdiğini ve gerçeğini bu şekilde algıladığını gösterir.

Oysa kişi ne adını seçmiştir ne de soyadını; anne ve babasını seçmediği gibi yaşadığı ülkeyi ve coğrafyayı da seçmemiştir. İnsan, seçmediği şeylerden sorumlu tutulamayacağı gibi, onlara tanıklık da edemez. Bu bağlamda “Ben kimim?” sorusu ve ona tanıklık edebilecek anlam, kimlik kavramından ayrı düşünülmelidir. Çünkü kimlik, atfedilen ve bireyi nesne hâline getiren bir terimdir.

Kişi şu an bulunduğu ailede değil de başka bir ailede doğsaydı, aynı soyadını taşıyabilir miydi? Farklı bir coğrafyada doğmuş olsaydı yine “Ben İranlıyım” ya da “Ben Türkiyeliyim” diyebilir miydi? Bu soruları din, dil ve ırk üzerinden de çoğaltmak mümkündür. Ancak asıl mesele şudur: Kimlik kişiyi nesne konumuna indirgediğinde, özne olan kişi kimdir ve “ben” dediğimiz şey nedir?

Kimlik ve bilgi, özellikle yapısalcı düşünce akımına göre, yukarıdan aşağıya doğru yayılır. Başka bir deyişle, güç–bilgi–kimlik arasındaki ilişki serbest değildir; güç tarafından belirlenir ve şekillendirilir. Tarihsel süreçlere baktığımızda, toplumsal ve hatta bireysel kimliğin bir nesne hâline geldiğini ve iktidara hizmet ettiğini görmek mümkündür.

Bilgi de benzer şekilde, ilk aşamada iktidara hizmet eder; ardından halka indirgenir. Eğer bilgi akışı serbest değilse, bilinçlenme de sınırlı biçimde yukarıdan aşağıya yayılacaktır. Bu nedenle üç yüz yıl önceki söylem ve edimlerle, günümüzde iktidarın kullandığı edimler arasında büyük bir fark olmadığı görülmektedir; yalnızca kavramsal çerçeveler değişmiştir. Sonuç olarak toplum, aynı kısır döngü içinde hapsedilmektedir. Söylemler, rızaya dayalı biçimde halkı benzer sonuçlara sürüklemektedir.

Burada şu soru açıklayıcı olacaktır: Ben, iktidarın tanımladığı “ben” miyim, yoksa gerçekten kimim? Neden benzer vakalar dünyanın dört bir yanında tekrar edip durmaktadır?

“Böl, parçala, yönet” deyimini sıkça duyarız. Ancak bunun bireyin kendisini tanıması sürecinde nasıl işlevsel olduğunu çoğu zaman düşünmeyiz. Kimlik kavramı, belki de bu deyimin ilk adımı olarak görülebilir. Özellikle iktidar diktatör, otoriter ya da totaliter bir yapıdaysa ve yasalarını “toplumsal sözleşme” olarak dayatıyorsa, bireyin kimlik çatışması derinleşir.

Bu durum güvensizlik algısını artırır ve toplumu sınıf bilincinden uzaklaştırır. Bu çok da anormal değildir; çünkü “ben” anlaşılmadan “biz” de asla anlaşılamaz.

Belki de bu yazıyı şu soruyla bitirmek gerekir: “Ben”in kim olduğu meçhulken, “biz” olmak mümkün değilse; belki de asıl saçma soru, “devlet nasıl yönetilir?” sorusudur.

Özgürlük Bilinç Kimlik İktidar Toplum Sosyoloji

Yorumlar

  • İmam Ali kınıklı..

    Umarım " Ben ve biricik" olmanın onur ve şerefiyle onurlu bir " Biz ve devlet" olma olgunluğuna ulaşırız..!
  • İ degirmenci

    İstersen cografya konusunu isteyerek yaşadıgın yeri seçip seçmedigini geçmişten gelecege ve günümüzü iyi düşün tekrar tekrar düşün bir türk ata sözü var sürüden ayrılanı kurt kapar
  • İmam Ali kınıklı..

    Umarım " Ben ve biricik" olmanın onur ve şerefiyle onurlu bir " Biz ve devlet" olma olgunluğuna ulaşırız..!
  • İmam Ali kınıklı..

    Umarım " Ben ve biricik" olmanın onur ve şerefiyle onurlu bir " Biz ve devlet" olma olgunluğuna ulaşırız..!
  • İmam Ali kınıklı..

    Umarım " Ben ve biricik" olmanın onur ve şerefiyle onurlu bir " Biz ve devlet" olma olgunluğuna ulaşırız..!
  • İmam Ali kınıklı..

    Umarım " Ben ve biricik" olmanın onur ve şerefiyle onurlu bir " Biz ve devlet" olma olgunluğuna ulaşırız..!
  • İmam Ali kınıklı..

    Umarım " Ben ve biricik" olmanın onur ve şerefiyle onurlu bir " Biz ve devlet" olma olgunluğuna ulaşırız..!
  • İmam Ali kınıklı..

    Umarım " Ben ve biricik" olmanın onur ve şerefiyle onurlu bir " Biz ve devlet" olma olgunluğuna ulaşırız..!
  • İmam Ali kınıklı..

    Umarım " Ben ve biricik" olmanın onur ve şerefiyle onurlu bir " Biz ve devlet" olma olgunluğuna ulaşırız..!

Yorum Yazın