Dünya

TÜRK VATANI KIBRIS

|
Uzun zamandır Kıbrıs Türk Devleti konusunda çok laf söylendi az iş yapıldı desek yanlış olmaz sanırım. Türk Dünyasi ile ilgili çalışan bir gazeteci olarak bugüne kadar hazırlanan en kapsamlı, anlaşılabilir ve Türk Devlet bakışı ile hazırlanmış bir rapor okudum. Hazırlayanların ellerine, emeklerine ve her şeyden önce yüreklerine sağlık.
TÜRK VATANI KIBRIS

TÜRK VATANI KIBRIS

Uzun zamandır Kıbrıs Türk Devleti konusunda çok laf söylendi az iş yapıldı desek yanlış olmaz sanırım. Türk Dünyasi ile ilgili çalışan bir gazeteci olarak bugüne kadar hazırlanan en kapsamlı, anlaşılabilir ve Türk Devlet bakışı ile hazırlanmış bir rapor okudum. Hazırlayanların ellerine, emeklerine ve her şeyden önce yüreklerine sağlık.

Milliyetçi Akademisyenler Derneği olarak Kıbrıs Meselesine dair görüş, tavır ve tekliflerimizi içeren kamuoyu açıklamamız:

KIBRIS MESELESİ

Kıbrıs Adası tarih boyunca küresel güçlerin ilgi odağı olmuştur. Kıbrıs Adası, taşıdığı jeopolitik konumuyla devletlerin her daim gözlerini üzerinde hissetmiştir. Kıbrıs Adasının bu denli çekim merkezi haline gelmesinin temel sebebi ise Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesişim noktasında, adeta Doğu Akdeniz’in jeostratejik kilidi konumunda bulunmasıdır. Türkiye ve Suriye kıyılarına olan fiziki yakınlığının yanı sıra Ege Denizi’nin geçiş yolları üzerindeki kontrolü, Mısır ve Süveyş Kanalı gibi kritik su yollarına hâkim noktada olması Kıbrıs’ın stratejik değerini benzersiz kılmaktadır. Ancak Kıbrıs Adasının sadece askeri ve coğrafi konumu değil tarihsel geçmişi, demografik yapısı, kültürel dokusu, sosyal yaşamı, dili ve gelenekleri gibi beşeri özellikleri derinlemesine analiz edildiğinde, Kıbrıs’ın sosyo-kültürel ve coğrafi açıdan Anadolu’nun doğal bir uzantısı olduğu açıkça görülmektedir

Kıbrıs sadece Doğu Akdeniz’de var olan Türk ve Rumların idari ortaklığının nasıl olacağı meselesi değil, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik, güvenlik ve refah sınırlarının çizildiği Mavi Vatan’ın kalbi olması hasebiyle Akdeniz’de var olma meselesidir. Son zamanda Kıbrıs merkez olmak üzere Doğu Akdeniz’de yaşanan askeri gerilimler, enerji mücadeleleri ve diplomatik kulislerdeki yeni arayışlar, Kıbrıs meselesinde "romantik ezberlerden" sıyrılarak katı bir jeopolitik realizmle hareket etmeyi zorunlu kılmaktadır

Kıbrıs Adasının Stratejik Değeri

Kıbrıs Adası üç kıtanın kesiştiği noktada, Süveyş Kanalı ve küresel enerji nakil hatlarının merkezinde yer alan “batmayacak büyük bir uçak gemisi” özelliği taşır. Son dönemde yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler ise Kıbrıs Adasının stratejik değerini daha da arttırmıştır. Mavi Vatan ve Deniz Yetki Alanları açısından Kıbrıs Adası, Türkiye’nin Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) haklarının korunması ile adanın kuzeyindeki Türk egemenliğinin muhafazasına doğrudan bağlıdır.

Askerî açıdan ve güvenlik açısından ABD’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) yönelik silah ambargosunu kaldırması ve adayı Orta Doğu operasyonları için askeri-lojistik bir üsse dönüştürme adımları, Türkiye’nin güney savunma kuşağına yönelik doğrudan bir çevreleme hamlesidir. Geçitkale Hava Üssü’ndeki İHA/SİHA varlığımız ve deniz üssü projelerimiz bu tehdide karşı en büyük savunmadır.

Enerji Jeopolitiği açısından bakıldığında ise Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının Avrupa’ya nakli konusunda kurulan East Med gibi Türkiye karşıtı blokların akamete uğratılması göstermiştir ki, Kıbrıs Adasının varlığı, enerji arzı güvenliğinde planlanan projeler Türkiye bypass edilerek hayata geçirilemeyeceğinin en somut tescil alanı olmuştur.

Kıbrıs Meselesinin çözümü için bugün masaya getirilen yeni diplomatik formüller, Türk tarafının kazanımlarını eritmeye yönelik birer oyalama taktiğidir. Bunlardan her daim gündemde olan federasyon formülü BM Genel Sekreterliği ve AB Komisyonu tarafından perde arkasında pişirilen "gevşek federasyon" modeli, yarım asırdır çökmüş olan federal çözüm vizyonunu Türk tarafına yeni bir ambalajla kabul ettirme girişimidir.

AB Komisyonu’nun yeni Kıbrıs Özel Temsilcisi Raffaele Fitto üzerinden yürütmeye çalıştığı “makul muhatap” taktikleri, özünde Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünü tasfiye etmeyi amaçlayan AB’nin federasyon şartına hizmet etmektedir. AB, Temmuz 2026’da Avrupa Parlamentosu’nun Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik kabul ettiği asılsız ve haksız kararla tarafsızlığını tamamen yitirdiğini bir kez daha ispatlamıştır. AB, bu meselede adil bir hakem değil, Rum-Yunan ikilisinin tarafı olarak tavır sergilemiştir.

Bununla birlikte; KKTC’nin ambargolar nedeniyle yaşadığı ekonomik zorluklar ve son dönemde Rusya, Ukrayna, İsrail gibi yabancı uyrukluların Kıbrıs Adasında kontrolsüz biçimde mülk edinerek mülkiyet yapısını değiştirmeye çalışması, egemenliğimize yönelik sessiz ama tehlikeli bir tehdittir.

Peki çözüm ne olacaktır? Türk milleti, 2004 yılındaki Annan Planı ve 2017 yılındaki Crans-Montana süreçlerinde Rum tarafının uzlaşmaz ve hegemonik tavrıyla tüketilen federasyon masalarına bir daha geri dönmeyecektir. Kalıcı barış ve Türk çıkarlarının korunması ancak şu gerçekçi adımlarla mümkündür:

Egemen Eşitliğin Ön Şart Olması: Herhangi bir yeni müzakerenin başlayabilmesi için öncelikle KKTC’nin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü BM ve uluslararası toplum tarafından tescil edilmelidir. Eşit statü tescil edilmeden masaya oturulması, Rum tarafının zamana oynayarak kazanımlarımızı aşındırmasına hizmet edecektir.

Egemen İki Devletli Çözüm: Kıbrıs’ta yan yana, iyi komşuluk ilişkileri içerisinde yaşayan, birbirinin egemenliğine saygılı iki bağımsız devlet modeli tek gerçekçi çözümdür.

Ekonomik ve Fonksiyonel Tanınma (Tayvan Modeli): Resmi siyasi tanınma önündeki BM engellerini aşmak adına, ilk etapta dost ve müttefik ülkelerle (özellikle Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri, Rusya ve bazı bölge ülkeleriyle) doğrudan uçuş, doğrudan ticaret ve turizm entegrasyonu sağlanarak ekonomik ambargolar kırılmalıdır.

Kablo ile Elektrik ve Altyapı Entegrasyonu: Türkiye ile KKTC arasındaki fiziki ve kurumsal bağlar en üst düzeye çıkarılmalıdır. Deniz altından kablo ile elektrik projesi hızla tamamlanarak KKTC’nin enerji güvenliği Türkiye ile entegre edilmelidir.

Demografik ve Toprak Savunması: KKTC’de yabancılara mülk satışı ulusal güvenlik çerçevesinde acilen sınırlandırılmalı, vatan toprağının mülkiyet yapısının bozulmasına izin verilmemelidir.

Garantörlüğün Esnetilmezliği: Türkiye Cumhuriyeti’nin 1959 Zürih ve Londra Anlaşmalarından doğan fiili ve etkin garantörlük hakkı ile adadaki Türk askeri varlığı tartışmaya dahi açılamaz. Bölgesel stratejik güç dengeleri bağlamında doğrudan, küresel stratejik güç dengeleri bağlamında da dolaylı etkileri bulunan Kıbrıs adasında Türk askeri varlığının ortadan kalkması, önce Kıbrıslı Türkler, daha sonra da Türkiye açısından yumuşak karnının her zaman darbeler açık ve tehdit altında kalacağı bir ortam yaratacaktır

Kıbrıs, Türk dünyasının ortak ve vazgeçilmez davasıdır. Ne AB’nin tek taraflı tehditleri ne de BM’nin içi boşaltılmış federasyon dayatmaları Türkiye’yi ve KKTC’yi haklı davasından döndürebilecektir. Tarihsel haklarımızdan, Mavi Vatanımızdan ve Kıbrıs Türk halkının bağımsızlığından taviz verilmesi kesinlikle söz konusu değildir. Sahada askeri ve ekonomik gücümüzü tahkim ederek, masada ise egemen eşitlik ilkemizden milim sapmayarak, Doğu Akdeniz’deki haklarımızın taviz vermeden sonuna kadar korunması gerekmektedir.

Kamuoyunun bilgilerine arz ederiz….

MİLLİYETÇİ AKADEMİSYENLER DERNEĞİ

Yorum Yazın

Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.