Gazeteci-yazar Banu Avar, yaptığı değerlendirmede Türkiye’de yaşanan ekonomik, kültürel ve toplumsal dönüşümün tesadüfi olmadığını öne sürdü. Avar’a göre süreç, geçmişte Yugoslavya başta olmak üzere birçok ülkede uygulanan bir şablonun parçası.
Avar, ilk adımın stratejik sanayi tesislerinin kapatılması ve özelleştirilmesi olduğunu belirtti. Fabrikaların kapanmasıyla birlikte geniş kitlelerin işsiz kaldığını, bunun da toplumsal huzursuzluğu artırdığını ifade etti. Bu aşamadan sonra toplumun ekonomik olarak zayıflatıldığını vurguladı.
İkinci aşamada kültürel yapının hedef alındığını söyleyen Avar, televizyon ve medya içeriklerinin toplumun kutsallarını aşındırdığını dile getirdi. Aile yapısının değersizleştirildiğini, mahremiyetin teşhir edildiğini ve geleneksel değerlerin alay konusu haline getirildiğini savundu. Özellikle gündüz kuşağı ve evlilik programlarının bu sürecin önemli bir aracı olarak kullanıldığını ifade etti.
Banu Avar, kadınların ve yaşlıların medya üzerinden aşağılayıcı temsillere maruz bırakıldığını, bireylerin kısa süreli şöhret uğruna kendi aile yapılarını hedef alan söylemlere yönlendirildiğini belirtti. Bu durumun kültürel çözülmeyi hızlandırdığını kaydetti.
Avar’a göre üçüncü aşamada ise etnik kimlikler üzerinden ayrışma başlıyor. Etnik temelli sendikalaşma, nüfus hareketleri ve kimlik siyasetiyle toplumun parçalandığını ifade eden Avar, bunun Yugoslavya’da iç savaşa giden sürecin aynısı olduğunu söyledi.
Güvenlik kurumları arasında yaşanan gerilimlere de dikkat çeken Avar, polis ve ordunun karşı karşıya getirildiği senaryoların daha önce Yugoslavya’da uygulandığını hatırlattı. Bu süreçlerin sonunda ise “barış gücü” adı altında dış müdahalelerin devreye sokulduğunu ve stratejik bölgelerin kontrol altına alındığını ileri sürdü.
Banu Avar, tüm bu adımların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, yaşananların rastlantı değil, planlı ve aşamalı bir süreç olduğunu savundu.
Yorum Yazın