İstanbul’da Osmanlı döneminde inşa edilen ilk ulusal anıt olma özelliğini taşıyan Hürriyet Anıtı, bugün yalnızca uzaktan görülebilen bir tarih mirasına dönüşmüş durumda. Meşrutiyet’in özgürlük ideallerini simgeleyen anıt, ironik bir biçimde demir parmaklıklar ardında, halktan kopuk bir halde varlığını sürdürüyor.
Hürriyet Anıtı, Osmanlı’daki özgürlük hareketinin ve İttihat ve Terakki döneminin simgesel yapılarından biri olarak öne çıkıyor. Hava atışı yapan bir top formunda tasarlanan anıt, üçgen planlı mescit mimarisiyle dönemin estetik ve ideolojik anlayışını yansıtıyor. Yapı, yalnızca mimari bir eser değil; aynı zamanda siyasal ve toplumsal hafızanın somut bir ifadesi olarak kabul ediliyor.
Anıtın bulunduğu alan, aynı zamanda önemli bir şehitlik niteliği taşıyor. 31 Mart Vakası’nda hayatını kaybeden 71 askerin yanı sıra, Osmanlı siyasal tarihinde önemli rol oynamış Mahmut Şevket Paşa, Mithat Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa’nın mezarları da bu bölgede yer alıyor. Bu yönüyle Hürriyet Anıtı, bir anıt olmanın ötesinde tarihsel bir bellek mekânı olma özelliği taşıyor.
I. Ulusal Mimarlık Akımı’nın öncü isimlerinden Mimar Muzaffer Bey tarafından tasarlanan yapı, Meşrutiyet’in üçüncü yıldönümü olan 23 Temmuz 1911’de törenle açılmıştı. Ancak aradan geçen yıllar içinde anıt, tarihsel anlamı ve sembolik değeriyle değil, bakımsızlığı ve erişim sorunu ile gündeme gelmeye başladı.
Bugün gelinen noktada, özgürlüğü simgeleyen bir anıtın halka kapalı olması, yalnızca fiziki bir güvenlik meselesi olarak değil; kamusal hafıza ve tarih bilinci açısından da sorgulanıyor. Hürriyet Anıtı’nın yeniden kamusal alanla buluşturulması ve tarihsel kimliğine uygun biçimde korunması gerektiği yönündeki çağrılar her geçen gün daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Yorum Yazın